Şeker Basslet

Bilimsel adı: Liopropoma swalesi

Yaygın adı: Şeker Basslet

Familyası: Grammidae

Dağılımı: Batı Pasifik: Endonezya ve Yeni Britanya Adası.

En fazla ulaşabildiği boy: 7 cm.

Beslenmesi: Etçil

Akvaryum kurulumu: Canlı kayaların, mercanların ve bitkilerin olduğu bir deniz akvaryumu kurulumu yapılabilir.

Su şartları: Sıcaklık: 22 – 26ºC Tuzluluk: 1,020 – 1,025 pH: 8,1 – 8,4

En az akvaryum hacmi: 110 litre

Akvaryum aydınlatma seviyesi: Orta

Resif uyumluluğu: Var.

Davranışı: Barışçıl

Yüzme seviyesi: Dip

Bakım zorluğu: Orta

Üremesi: –

Notlar: Uzun vücudu, turuncu yatay çizgilerle bezelidir. İkinci sırt yüzgeci ile anal yüzgecinde ise büyük siyah noktalar bulunur.

Harika bir resif balığıdır ve sadece çok küçük ve süslü kabuklular için bir tehdit oluşturur. Tek bir birey, içerisinde bolca canlı kaya bulunan, en az 110 litrelik bir akvaryumda bakılmalıdır.

Etçil bir balık olduğundan, taze veya dondurulmuş balık, kalamar ve karideslerin doğranmış etleri ve özel olarak hazırlanmış yemler ile günde en az iki defa olmak üzere beslenmelidir.

akvaryumhabitat

Zebra Cichlid

Zebra Çiklet Özellikleri

Özellikler
Boy 15 cm
Köken Amerika
Cinsel Özellikler dişileri esmer sarı serpmeli
Besi kolaylığı kolay
Yem her tür
Üreme Ağızda kuluçka
Üretme kolay
Su Sert
Isı 24˚C
Davranış Malawilerle uyumlu
Yüzme seviyesi Her seviye
Özel ihtiyaç Kaya dehlizler

Bu tür cichlid familyasının zor şartlara en dayanıklı olan balığıdır.
Çoğunlukla Malawi gölü balıklarıyla adı anılır fakat bu tür
nehirlerde,göllerde ve derelerde yaşar.En çok rastlanan
bölge ise Nikaragua’nın akarsularıdır.Aslında bu türü Amerika’nın her bölgesinde hatta dünyanın her bölgesinde üretebilir ve besleyebilirsiniz.Ama kutuplar hariç.
Zebra cichlid’lerin erkekleri 20cm dişileri ise 12cm ye kadar
büyürler.zebra cichlid her akvaryum severin ilk olarak besledikleri tür olarak akvaryumculardaki yerlerini korumaktadır.Renkleri aynı zebra gibi gri nin üzerine siyah şeritler bulunmaktadır.Erkeklerde frontasalar da bulunan kafa hörgüçleri bulunmaktadır.dişilerin ise belirgin özellikleri ise karın bölgesinde oluşan sarı renktir, bu sarılık sadece üreme zamanlarında olur.Ama genelde üremeye yatkın olan dişilerde her zaman görülür.Zebra cichlidler 20 günde bir üretilebilirler.Genç erkekleri ayırmak için dorsal ve anal yüzgece bakılır.Bu yüzgeçler kuyruğun sonuna dek uzanırlar.Zebraların fenotipi olan beyaz renkli olanları da vardır.Bu balıklar bazı kaynaklarda albino diye verilir ama bu yanlıştır.Albino bakıların göz rengi kırmızıdır bu balık ta ise gözler normal zebra da olan siyah renktir.Beyaz zebraların dişileri ise üreme zamanında parlak bir renk alırlar.Her boyutta tankta yaşayabilen bu balıklar büyük boyutta akvaryumlarda ise hava motoru bağlanmadan bile yaşanabilir.Doğal ortamda ki su şartları;
-pH: 6,5_7,5
-Sıcaklık: 21_27
En sağlıklı ortam ise 100 litre akvaryuma bir çift şeklindedir.Ama 20
litrelik bir akvaryumda bile üretilebilir.Beslenmelerinde hiçbir sorun yoktur.Hem etçil hem otçul olan bu türler her türe uygun olan balık yemlerini tüketirler.Üretilmeleri istendiğinde tek erkek bir çok dişiye kullanılmamalı çünkü zebra cichlid tek eşli bir balıktır.Başka dişilerle çiftleşirler fakat yumurtaların çoğu çıkmaz buda diğer dişiye ilgisizliktendir.Bir erke ve bir dişi olarak bir akvaryumda yalnız bırakılmalılardır.Zebra cichlid di bitkili akvaryumlara koymak yanlıştır.Bitki köklerini en çok seven cichlid türüdür.Bu türün bulunacağı akvaryum kayalık bir yer olmalı ve yumurta bırakmaları için düz taşların bulunması gereklidir.Bu türün yavruları çok dayanıklıdır erkek yumurtaları dölledikten sonra hemen akvaryumdan alınmalı ve dişinin emniyetine yumurtalar bırakılmalıdır. Amerika türü olan bu cichlid Malawi gölün de kinlerin dışında zemine yumurtlar.Yumurtalar 2-3 gün içinde açılırlar.daha sonra dişi alınabilir ve vitellüs keseleri biten balıkları ilk önce yumurta sarısı daha sonra Artemia daha sonra ise kuru yeme geçilerek büyütülmeleri mümkündür.Tabi fazla üretmemesini önenirim.Çünkü bir defasında 100- 500 arası yumurta bırakırlar ve fire oranı %0,5 tir.Bir süre sonra yavruları koyacak yer bulamazsınız.
alkmaar.blogcu.com

Arowana

Latince Ad: Osteoglossum bicirrhosum

Corafik Kökeni: Amazon nehir sistemi.

Yaşam Alanı: Beslenme alışkanlığından dolayı, Amazon’da berrak kısımlarda ve görüş mesafesinin az olduğu çay rengi sularda görülür.

Beslenme Biçimi: Etçil

Davranış Biçimi: Agresif

Kendi Türlerine Davranışı: Orta derecede agresif.

Yüzme Seviyesi: Orta – Yüzey

Cinsiyet Ayrımı: Cinsiyet ayrımı oldukça zordur. Genel olarak erkeklerin anal yüzgeçleri daha uzundur. Dişiler olgunluğa eriştiklerinde daha iri görünürler.

Üreme: Akvaryumda üretilebilen bir balıktır, fakat üretilmesi zordur; çünkü büyük boylara ulaştıktan sonra üreme davranışları sergilerler. Azda yumurta tutarlar. Genelde, üreme için, büyük havuzlarda, 20’li gruplar halinde bakılan balıklardan, eş olan dişi ve erkek gruptan ayrlır ve çiftleme gerçekleşir. Diğer balıklardan farklı olarak, dişinin yumurtladığı 150-200 arasındaki yumurtayı erkek ağzına alır. 2-3 hafta erkeğin ağzında kalır.

Sıcaklık:24°C – 30°C

En Fazla Büyüdüğü Boy: Doğada yakalanan en büyük arowana 152cm uzunluğundadır. Akvaryumda 110-120cm civarı büyümektedirler.

En Az Akvaryum Hacmi:500 litre

Su Sertliği:Yumuşak – Orta

pH:6.0 – 6.7

Zorluk Seviyesi:5

Faruk Yalçın Zoo Gezisi

Türkiye’de ilk hayvanat bahçesinin kurulması 1933 yılında Atatürk tarafından karar verilmiştir ve bugünkü Ankara Hayvanat Bahçesi’nin bulunduğu yere kurulan minyatür bir hayvanat bahçesine başlangıçta, Türkiye’de bulunan kurt, tilki, çakal vs. gibi hayvanlar yerleştirilmiştir.

1936 yılında bir sirkten sağlanan bir aslan ile hayvanat bahçesinin gelişmesi başlamış ve 29 Ekim 1940 yılında Ankara Atatürk Orman Çiftliği içinde bulunan bir alanın gerçek anlamda bir hayvanat bahçesi olarak kuruluşuna karar verilmiş ve bu süretle 22 hektarlık bir alan üzerinde ilk Türk Hayvanat Bahçesi Ankara’da kurulmuştur.

1990 yılında ise, Darıca –Bayramoğlu bölgesinde ilk Türk Özel Hayvanat Bahçesinin kurulmasına başlanılmış ve başlangıçta bir kuş parkı olarak Kuş Cenneti ismi altında kurulan parka bütün dünyada mevcut en önemli kuş türlerinin edinilmesine başlanılmıştır. 1993 yılında park, gelişmesine devam etmiş ve 80.000 m2 lik alan üzerinde bugünkü ‘Boğaziçi Hayvanat Bahçesi Botanik Parkı ve Kuş Cenneti’ nin kurulup halk hizmetine sunulmasını sağlamış ve Avrupa Hayvanat Bahçeleri arasına asil üye olarak girme başarısını göstermiştir.

Parkın kurulması ve geliştirilmesi büyük sabır, zaman ve fınansman gerektirmiştir.

1995 yılında parkta birçok yenilikler meydana getirilmiş, öncelikle çok değişik bir akvaryum tesisi, tropik bölge, bir fil grubu ve değişik türde yeni hayvanlar ile park zenginleştirilmiştir. Parka Paris`ten ithal edilip getirilen bir ayı ayrı bir güzellik katmıştır.

Parkta mevcut olan çocuk oyun bahçesi çok değişik yenilikler ile yepyeni bir çocuk cennetine dönüştürülmüştür.

Bütün bu hizmetler, memleketimize böyle bir tesisi kazandırmak ve halkımızın hizmetine hiçbir ticari kaygı güdülmeden sunmak üzere meydana getirilmiştir.

Parkın bütün güzellikleri ile devam etmesi ve genç kuşakların doğa sevgisini aşılaması önde gelen hedefimizdir.

Park bugün çarpık yapılaşmalar ortasında yeşil bir ada halinde, ziyaretçilere dinlenme, eğlenme, hoşça vakit geçirme ve öğrenme imkanları sağlayan bir kültür merkezi haline gelmiştir.

Dünyamızdaki insan nüfusunun artışı sonucu yerleşim bölgelerinin genişlemesi,yükselen tüketim hızı ve endüstriyelleşme ile, tarım ve orman ürünleri ve enerji ihtiyaçlarının artması yanında, bilinçsiz avlanma ve bilinçsiz tarım ilaçlarının kullanılması nedeniyle, yaban hayvanlarının ve bitki türlerinin yaşam alanları kaybolmakta veya çok küçülmektedir. Bu nedenlerle, günümüzde, yaban hayvanlarının ve bitki türlerinin korunması ve çoğaltılması amacıyla hayvanat bahçeleri ve botanik parkların kurulması çok daha büyük önem kazanmıştır. Bunu dikkate alan devletler ve resmi kuruluşlar, gelişmekten olan dünyamızda,hayvanlar ve bitkiler (Fauna ve Flora) hakkında en önemli bilgi merkezi olan hayvanat bahçeleri ve botanik parkların kurulmasına büyük destek vermeye veyardımcı olmaya başlamıştır.

Bu gelişmeye paralel olarak halk kitleleri, doğa ile sağlanan yakın ilişkileri sonucunda, gerek ziyaret gerekse üye veya sponsor olmak suretiyle hayvanat bahçelerini desteklemeye ve sahiplenmeye başlamışlardır.

Hayvanat bahçelerinde, doğada yaşayan hayvanların yaşam ortamlarına benzer koşullar yaratarak, beslenme, sosyal zenginleştirme, çoğalma ve hastalık ve tedavileri konularında veteriner, biyolog ve zooteknistler devamlı çalışmaktadırlar. Bitkiler konusunda ise, peysaj ve ziraat branşlarında istihdam edilen kadrolar, türlerin bakımı ve çoğaltılması, bitki tür koleksiyonlarınınyaratılması konularında çalışmaktadırlar.

http://www.farukyalcinzoo.com

Yilan Kertenkele14

O bir yılan değil!!

Anguis Fragilis (Yılan Kertenkele)

Genel Özellikler: Genel görünümleri yılana benzediğinden dolayı “yılanımsı kertenkele” denir. Ama gözkapaklarının olmamasıyla yılanlardan kolayca ayrılabilirler. Sırt bölgesinin rengi genel olarak grimsi kahverengi kırmızımsı ya da sarımsı olabilir. Vücudu örten pulların alt tabakası kemi olduğundan parlak görünüşlü olurlar ve bu durum onların yılanlar kadar hızlı hareket etmesini engeller. Sırtta ayrıca boylamasına uzanan ince siyah bir şerit bulunur. Yaşlı erkeklerin mavi benekleri de olabilir.

Vücudun yan tarafları kırmızımsı kahverengi ya da siyahımsı olabilir. Karın bölgesi grimsi olur. Ovovivipardırlar. Yani yavru annede yumurtanın içinde gelişir ama anneden besin almadan. Anne sadece yumurtayı taşımış oluyor. Dişiler bir defada 5-26 kadar yarı gelişmiş yavru doğurabilirler. Yavrular bir kese içinde dışarıya bırakılırlar. Eylül’den Nisan ayına kadar olan zamanda kış uykusuna yatarlar. Genel olarak böcekler ve yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Kuyrukları vücudun 2/3’ü kadar olur. Boyları 50 cm kadar olabilir. İnsanları ısırmazlar.
Habitat: Kısa boylu bitkilerin olduğu yerlerde çayırlıklarda ormanlık yerlerde taşların altında ya da yumuşak toprağın içinde yaşarlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.
Türkiye’deki Dağılım: İç Anadolu’nun kuzeyinde Marmara Bölgesinde ve Karadeniz sahillerinde habitatın uygun olduğu yerlerde yaşarlar.

Ophisaurus Apodus(Oluklu Kerkenkele)

Genel Özellikler: Bacakları olmayan bu kertenkeleye “oluklu” denmesinin nedeni vücutlarının her iki yanında baştan başlayıp kuyruğun sonuna kadar devam eden olukların bulunması. Yapı olarak yılana çok benzerler. Sırt bölgesinin rengi genel olarak açık gri ve tonlarında olur. Sırtta ayrıca siyah ya da kahverengi zikzak yapan benekleri bulunur. Karın bölgesi beyazımsı gri olur.

Yaşlandıkça sırt rengi bakır kırmızısına döner. Dişiler bir defada 6-10 kadar yumurta bırakabilirler. Kısa süreli kış uykusuna yatarlar. Genel olarak böcekler çekirgeler ve salyangoz gibi yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Çok hızlı hareket edebilirler. Boyları 140 cm kadar olabilir.
Habitat: Bitkisi çok olan taşlık yerlerde çalılıklarda yamaçlarda yaşarlar. Kemirici yuvalarında taşların altında daha fazla bulunurlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye’deki Dağılım: Doğu Anadolu Batı Anadolu Karadeniz bölgesi ve Trakya’da habitatın uygun olduğu yerlerde yaşarlar.
Blanus Strauchi(Kör Kertenkele)

Genel Özellikler: Toprak altında yaşadığından dolayı gözleri körelmiş ve üzeri bir deriyle kaplanmış. Bundan dolayı “kör kertenkele” denmekte. Sırt bölgesinin rengi genel olarak kırmızımsı kahverengi ve bu rengin tonlarında olur. Karın bölgesi sırta göre biraz daha açık renkli. Vücudun yan taraflarında oluk gibi girinti bulunur. Genel olarak böcekler çekirgeler ve salyangoz gibi yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Boyları 20 cm (en fazla 25 cm) kadar olabilir.

Habitat: Toprak içinde ve taş altlarında yaşarlar. Yüksekliği 1400 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye’deki Dağılım: Batı Anadolu’nun güneyi (İzmir Muğla Aydın) Akdeniz Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ) habitatın uygun olduğu yerlerde bulunurlar.
gencmekan.com

Balon Balığı

Balon balığı, aynı zamanda blow fish(uyuşturan balık),swell fish (kabaran balık), puffers (kirpi balığı), fugu (en yaygın olarak bilinen adı)globe fish (küre balığı) olarak da bilinmektedir.bu zehirli deniz balıkları tetraodantidae familyasının üyeleri olup dört dişli balık olarak adlandırılırlar.
120 civarında puffer fish türü mevcut olup yaşam alanları farklılık gösterse de genellikle sıcak,derin olmayan tropikal bölgelerden astropikal bölgelere kadar yaşama alanı bulurlar.bu bölgeler batı hindistan,japonya,çin,filipinler,meksika ve tayvandır.güney asya ve filipinlerde akarsu ağızlarında ve su altı ormanlarında ( mangrove ) yaşamaktadır.

japonya’da bu balığın yanilmesine büyük bir zarafet ve incelik gözüyle bakılmakta ve lokantalarda 200 dolara alıcı bulabilmektedir. ancak balığın derisinde,karaciğerinde,doku ve kaslarında tetradodoksin(ttx) adı verilen toksin madde bulunmaktadır.bu madde ısıya karşı stabil olduğundan balıkları pişirmek ya da dondurmak toksinin kuvvetini azaltmaz.
özel olarak yetiştirilen ve sertifika sahibi şef aşçılar tarafından bu balıklar hazırlanmaktadır.yine de yılda iki yüzden fazla zehirlenme vakası görülür ve bunların yarısından fazlası ölümle sonuçlanır.

toksin devinimi
tetradodoksin ve alkoloid besin yönünden çok zengin olan med-cezir bölgelerinde yayılan bir deniz yosunu türü olan dinoflagellatelerde bulunmaktadır.ttx’in gerçek merkezinin vibrionaceae ve pseudomonas adı verilen bakteri türlerinden türediği düşünülmektedir.kabuklular,yumuşakcalar,süngerler ve deniz kestaneleri ise dinoflagellateler ile beslenmektedirler.balon balıkları (puffer fish) bu deniz canlıları ile beslendiklerinden toksinler deri ve organlarında birikmeye başlar.balık toksik etkilerden sodyum kanal alıcıları sayesinde korunur ve mutasyona uğramaz.

japonya’da insanlar bu balıkları yer çünkü geleneksel olarak bu balıkları yemek sert ve güçlü olarak görünmek olarak algılanır.

semptomlar

toksinler sodyum kanallarını bloke ederek yani bütün nörotransmisyona zarar vererek (sodyum kanalları çok önemli olan merkezi ve periferal sinir sistemi,kalp,dalak,ciğer ve böbrekde bulunur ve yaşamsal önemdedir) ölümlere neden olur.bu engelleme sinir sisteminde sorunlara yol açmasıyla genel olarak fugu adı verilen bu tür balıkların tüketilmesiyle ortaya çıkar.fiziksel semptomlar değişebilmesine karşın genellikle ağızda ve dilde yanma ve ürperme(tüketimden itibaren 20 dakika ile 3 saate kadar),baş ağrısı,bulanık görme,mide bulantısı,denge kaybı,anlaşılmayan konuşma,kalp ritminde bozukluk,kasılma,nöbet ve 4 ile 6 saat içinde ölüm gerşekleşmektedir.bunun için 1mg yani toplu iğne başı kadar tetradodoksin yetmektedir.

şu ana kadar gerçekleştirilenler

*antidotu yoktur.
*sertifikalı şef aşçılar tarafından özellikle japonyada pişirilir.
*çiftlikte yetiştirilen fugular toksik değildir.
*toksini modern tıpta kullanılır.
*eroin müptelalarını kurtarmak için kullanılır.
*kanser,sinir,romatizma ve kireçlenme hastalarında ağrı kesici olarka kullanılır. *

Guinness rekorlar kitabına göre dünya’nın en zehirli balığı olarak tescillenmiş balıktır.

Ekşi Sözlük

Kanguru

 

Kangurugiller (Macropodidae), iki ön dişli bir keseli familyası. En çok tanılan keseliler olmakla birlikte, Avustralya faunasının en tipik temsilcileridir. Modern zoolojide artık yalnız bir familya olarak kabul edilen Sıçan kangurusugillerden daha iyi ayırt edilebilmeleri için Asıl Kangurugiller de denilir.
Yaşam şekli

Kangurugiller birbirinden farklı tabitatlarda yaşar: Çalılık bölgelerde yaşayanlar, dağlık bölgelerde yaşayanlar ve hatta ağaçlarda yaşayanları vardır. Genelde gece aktif olurlar, ancak bazı zamanlarda gündüzleri de rastlanabilirler. Çoğu türler belli bir sosyal yapısı olmayan gruplar içerisinde yaşar.

Kangurular gereken hıza göre iki farklı ilerleme yöntemi uygular: Yüksek süratte arka bacakları ile hoplayarak ilerlerler. Kuyruk havada kalır ve dengeyi sağlamak için kullanılır. Bu şekilde 50km/saat hıza ulaşabilirler. Dev kangurular her hoplayışlarında 3 m atlayabilir. Yavaş ilerlerken tüm dört ayaklarını ve kuyruklarını kullanırlar.

Ağaç kanguruları hoplamaz ama çok iyi tırmanır. Kısa kuyruklu Quokka’lar ve Filander daima dört ayak üzerinde gider.

Avustralya’da, doğada çift toynaklıların doldurduğu yeri Avustralya’da kangurugiller doldurur. Hatta sindirim sistemleri bile onlarınki gibi, özel mikroorganizmaların yardımı ile zor sindirilen bitkileri, bölünmüş mide odalarında sindirmeye yönelik gelişmiştir. Hatta bazen geviş getirirler. Bu iyi gelişmiş sindirim sistemi verimsiz bölgelerde de yaşayabilmelerini sağlar.)
Üreme

Dişi kanguruların, içinde dört memeleri olan iyi gelişmiş bir keseleri vardır. Dişi sadece tek bir yavru doğurur (çok nadir 2). Bütün keselilerde olduğu gibi kangurugillerde de gebelik kısa sürer (20 ila 40 gün) ve yavrular henüz fazla gelişmemiş şekilde doğar. Yavru doğumda ancak 2 cm büyüklükte ve 1 gram ağırlıkta olur. Yavru kendi kendine kesenin içine tırmanır, bir memeye asılır ve memeyi 2 – 3 ay boyunca ağzından bırakmaz. Yaklaşık 6 ay sonra ilk kez keseden dışarı çıkar. 8 aylık olunca artık keseye sığmıyacak kadar büyümüş olur. Bundan sonra süt emebilmek için artık kafasını kesenin içine sokması gerekir, çünkü kanguru yavruları 1 yaşına varana kadar süt ile beslenir.
vikipedi

Geyik

 

Geyik, geyikgiller (Latince: Cervidae) familyasında geviş getiren otçul memeli hayvanların ortak adıdır. Çift toynaklılar takımında bulunan akraba familyalardaki benzer hayvanlar da genel olarak geyik diye adlandırılmaktadır. Yaşam alanı Geyikler Antarktika ve Avustralya dışındaki kıtalarda oldukça yaygın olarak dağılmıştır. Afrika kıtasında Kuzey bölümünde Tunus ve Cezayir’in Atlas Dağları’nda bir miktar kızıl geyik bulunmaktadır. Geyikler tundradan tropikal yağmur ormanlarına kadar çeşitli biyomlarda yaşar. Her ne kadar ormanlarla bağdaştırılsa da bir çok geyik türü ekotondur yani ormanlar ve çalılıklar ile kırlık ve savanlar arasındaki geçiş bölgelerinde yaşar. Büyük geyik türlerinin çoğu tüm dünyada ılıman yaprak döken ağaç ormanlarında, dağlık karışık ibreli ağaç ormanlarında, tropikal mevsimlik/kuru ormanlarda ve savanlarda bulunur. Ormanlar içinde bazı bölgelerin kısmen ağaçlardan temizlenmesi aslında geyik popülasyonlarına yardımcı olur. Bu şekilde geyiklerin sevdiği ot tiplerinin yetişmesi için yer açılır. Yine de bu popülasyonların büyümesi ve hayatta kalması için gizlenmelerine yardımcı olacak uygun ve yeteri kadar ormanlık ve çalılık bulunması gereklidir. Orta ve Güney Amerika’nın broket ve pudusu ile Asya’nın munçağı gibi küçük geyikler ise genelde sık ormanlarda yaşar ve açık alanlarda pek görülmezler. Ayrıca yalnızca dağlarda, otlaklarda, bataklıklarda ve ıslak savanlarda ya da çöllerle sarılmış ırmak bölgelerinde yaşayan özelleşmiş geyik türleri de bulunur. Bazı geyikler kutup bölgesi çevresinde hem Kuzey Amerika hem de Avrasya’da yayılmıştır. Arktik tundra ve taygalarda yaşayan ren geyiği ile taygalar ve komşu bölgelerinde yaşayan sığın bunlara örnektir. Asya’nın ılıman kesiminde geyiklerin en çok bulunduğu bölgeler Kuzey Kore, Mançurya (Kuzeydoğu Çin) ve Rusya’nın Ussuri bölgesindeki karışık yaprak döken ağaç ormanları, dağlık ibreli ağaç ormanları ve taygalardır. Bu dünyanın en zengin yaprak döken ve ibreli ağaç ormanlarından olan bölgede Sibirya karacası, sika geyiği, ren geyiği, Kanada geyiği ve sığın bulunur. Bu bölgenin hemen güneyinde Çin’de olağandışı olan Peder David geyiği ile karşılaşılır. Sika geyiği, beyaz dudaklı geyik, Orta Asya kızıl geyiği ve Kanada geyiği gibi geyikler tarih boyunca boynuzları için avlanmıştır. Ren geyiği de kısmen evcilleştirilerek sürüler hâlinde beslenmiştir. Barselona hayvanat bahçesinde çital sürüsü. Tropiklerde ise Güney ve Güneydoğu Asya’da Hindistan, Nepal ve bir zamanlar Tayland gibi ülkelerde büyük oranda geyiğe rastlanır. Kuzey Hindistan’ın Ganj Nehri Ovası’nın ve Nepal’in Terai bölgesinin tropikal mevsimlik nemli ve kuru yaprak döken ağaç ormanları ve hem nemli hem kuru savanlarında çital, domuz geyiği, barasinga, Hint sambar geyiği ve Hint munçağı yaşar. Ganj Ovası’nın hemen kuzeyindeki Keşmir Vadisi’nde Orta Asya kızıl geyiğinin nadir rastlanan bir alt türü olan Keşmir geyiğine rastlanır. Bir zamanlar tropikal mevsimlik nemli yaprak döken ağaç ormanları ve nemli savanları olan Tayland’ın Chao Praya Nehri Vadisi’nde domuz geyiği, Schomburgk geyiği (günümüzde soyu tükenmiştir), alından boynuzlu geyik, Hint sambar geyiği ve Hint munçağı yaşardı. Günümüzde hem barasinga hem de alından boynuzlu geyik türlerine nadiren rastlanır ve soyları tehdit altındadır. Tayland’taki domuz geyiği popülasyonu da enderdir. Çital ve barasingha büyük sürüler hâlinde yaşar, Hint sambar geyiği de büyük gruplar hâlinde bulunabilir. Bütün bu geyik türlerinin birarada yaşamaları hepsinin beslenmek için değişik bitki türlerini tercih etmeleridir. Bu geyikler yaşam alanlarını aynı zamanda Asya filleri, çeşitli antilop türleri ve vahşi öküzler gibi diğer otçullarla paylaşırlar. Kuzey Amerika’da en yoğun geyik popülasyonlarına Kanada Rocky Dağları ile Alberta ve British Kolombiya bölgeleri arasındaki Kolumbiya Dağları’nda rastlanır. Burada Kuzey Amerika’da yaşayan beş geyik türünün tamamına rastlanır: Ak kuyruklu geyik, katır geyiği, ren geyiği, Kanada geyiği ve sığın. Bu bölgede dağ eteklerinde nemli ibreli ağaç ormanları ve Alp tarzı otlaklar, ovalarda ise göllerin ve akarsuların yakınında tarım bölgeleri ile yaprak döken ormanlardan oluşan parklar bulunur. Ren geyiği daha yüksek rakımda subalpin otlaklar ve alpin tundralarda yaşar. Ak kuyruklu geyik, toprakların tarıma açılması ve ibreli ağaç ormanlarının açılarak yerine yaprak döken ağaçların yetişmesi nedeniyle yaşam alanlarını KAnada Rocky Dağlarının eteklerine kadar genişletmiştir. Orta ve Güney Amerika’da çeşitli küçük broket türleri ve güneydoğu Asya’da da çeşitli küçük munçak türleri yaşar. Yukarıda belirtilen büyük geyik türlerinin aksine bu geyik türleri daha çok yalnız dolaşır ve sık ormanlarda saklanmayı tercih eder. Dolayısıyla da popülasyon yoğunlukları daha düşüktür. Avustralya’ya 19. yüzyılda getirilen altı geyik türü buraya uyum sağlamayı başarabilmiştir. Bunlar alageyik, kızıl geyik, sambar geyiği, domuz geyiği, rusa geyiği ve benekli geyiktir. Yeni Zelanda’ya 1900’lerin başında sokulan kızıl geyik 1960’ların sonundan beri geyik çiftliklerinde evcilleştirilmiş olarak yetiştirilmektedir. Özellikler Geyik boynuzları diğer geviş getiren çift toynaklıların boynuzlarından farklıdır. Geyik boynuzları özellikle yazları olmak üzere her yıl gelişen kemiksi bir yapıya sahiptir ve genellikle yalnızca erkek geyiklerde oluşur. Genç bir geyiğin ilk boynuzları doğuştan itibaren başlarındaki iki küçük çıkıntıdan büyüyerek gelişir. Yeni çıkan boynuzlar kalın bir kadife tabakasının içinde gelişir ve bu tabaka içindeki kemik sertleşene kadar birkaç ay boynuz üzerinde kalır. Daha sonra bu kadife tabaka halk arasında inanıldığının aksine dökülmez ama yırtılarak parçalanır ve boynuzdan ayrılır. Geyiklerin izledikleri ana güzergâhların avcılar tarafından izlenebilmesinin bir yolu da geyiklerin “sürtünme”lerini izlemektir. Sürtünmeler geyiklerin bölgelerini belirlemek için göz kenarında ve alınlarındaki bezlerden salgılanan kokunun çevreye bırakılması için kullanılır. Çiftleşme mevsiminde erkekler, sürü içindeki dişileri çekebilmek için birbirleriyle boynuz boynuza dövüşür. Birbirinin etrafında dönen erkek geyikler bacaklarını büker, kafalarını eğer ve birbirlerinin üstüne saldırır. Yeni doğmuş geyik yavrusu. Dişi geyik bir batında bir ya da iki yavru doğurur, üçüzlere çok az rastlanabilir. Hamilelik süresi karaca için on ay kadardır. Yavruların çoğu kürklerinin üzerinde beyaz benekler ile doğar ancak yaşlandıkça bu lekeler kaybolur. Yalnızca alageyik bu benekleri yaşamı boyunca taşır. Geyik yavrusu doğumunu izleyen ilk yirmi dakika içinde ilk adımlarını atar. Anne geyik yavrusunu üzerinde koku kalmayıncaya kadar yalayarak temizler böylece avcı hayvanların yavruları bulmasını engeller. Yavru geyik bir hafta kadar otların içinde gizlenmiş olarak kaldıktan sonra annesi ile birlikte yürüyebilecek kadar güçlenir. Anne ve yavru yaklaşık bir yıl kadar birlikte kalır. Erkek yavru bir daha asla annesini görmez ama dişi yavru daha sonra bazen kendi yavrularıyla birlikte annesinin yanına gelerek küçük sürüler oluşturur. Geyiklerin genellikle engebeli ormanlık araziye uygun uzun güçlü bacakları ve kıvrak, küçük gövdeleri vardır. Geyikler aynı zamanda mükemmel yüzücüdür. Alt çene dişlerinin üzerindeki yarımay şeklinde mineleri sayesinde oldukça farklı bitkileri çiğneyebilir. Geyikler geviş getirir ve mideleri dört odacıklıdır. Hemen hemen her geyiğin gözlerinin önünde bezcikler bulunur. Bu bezciklerde bölgelerini belirlemeye yarayan güçlü kokulu feromon bulunur. Birçok tür geyiğin erkekleri sinirlendiklerinde ya da heyecanlandıklarında bu bezleri geniş geniş açar. Tüm geyiklerin karaciğerinde safra kesesi bulunmaz. Boynuzu olmayan ve üst köpekdişleri fildişi gibi büyüyen su geyiği bu özellikleriyle diğer geyik türlerinden ayrılır. Geyikler beslenmelerinde seçicidir. Yapraklarla beslenirler. Otçul standartlarında, özelleşmemiş küçük mideleri vardır. Besin gereksinimleri oldukça yüksektir. Koyun ve ineklerin yaptığı gibi düşük kalite, lifli besinlerden çok miktarda sindirmeye çalışmak yerine kolayca sindirilebilen tomurcukları, genç yaprakları, taze çimenleri, yumuşak ince dalları, meyve, mantar ve likenleri tercih eder. vikipedi

Yılan

 

Yılanlar, Serpentes alt takımına ait uzun, ayaksız etçil sürüngenlerdir.

Serpentes alt takımının üyeleri, ayaksız kertenkelelerden dış kulakların ve göz kapaklarının olmayışı ile ayırdedilirler. Bütün pullar gibi yılanlar da, vücudu üst üste binen pullarla kaplı ektotermik amniyot omurgalılardır. Çoğu yılan türü, ataları olan kertenkelerinkinden çok daha fazla eklemi olan bir kafatasına sahiptir. Bu yılanlara son derece hareketli çeneleriyle kendi kafasından daha büyük avları yutma imkânı verir. Dar vücutlarına uygun bir şekilde yerleşebilmesi için yılanların çift organları (böbrekler gibi) yan yana yerine biri diğerinin üstünde görünür ve çoğu bir tane işlevsel akciğere sahiptir. Bazı türler, kloakın her iki tarafında artakalan bir çift pençeyle birlikte pelvik kemere sahiptir.

Yılanlar Antarktika ve çoğu ada dışında dünyanın her yerinde bulunur. 456 cins ve 2900’ün üzerinde türü kapsayan tanımlanmış on beş familyası bulunmaktadır.[1][2] Büyüklük aralığı 10 cm uzunluğundaki küçücük Leptotyphlops carlae türünden 7.6 metre uzunluğa erişebilen pitonlar ve anakondalara kadar değişiklik gösterir. Son keşfedilen Titanoboa cinsinin fosili 15 metre uzunluğundaydı. Yılanların Kretase döneminde hem kazıcı hem de sucul kertenkelerden evrimleştiği düşünülmektedir. Modern yılanların çeşitlenmesi ise Paleosen dönemde oldu. Yılanların Türkiye’de 47 türü bulunur.

Çoğu yılan zehirsizdir ve zehirli yılanlar da zehirlerini öncelikli olarak savunma amacından çok avı kontrol altına almak ve öldürmek için kullanırlar. Bazıları insanlarda acılı yaralanmalara ve ölüme sebep olabilecek denli güçlü zehire sahiptirler. Zehirsiz yılanlar da avlarını ya canlı olarak yutarlar ya da sıkarak öldürürler. Amatörler için yılanları görünüşüne göre zehirli zehirsiz olarak nitelendirmek zor olup onlardan uzak durmak ya da bir profesyonelle yaklaşmak gerekir.
Genel bilgiler

Yılanlar, genellikle üç metre öteyi göremezler. Koku almada burun deliklerini değil dillerini kullanırlar. Uzun ve çatallı dillerinin her iki ucu havadan ve yerden gelen kimyasal kokuları alır. İçeri çekildiğinde dil ucundaki kokular damaktaki jakobson organında duyu haline dönüştürülür. Engerek yılanları zehirledikleri avının izini dilleriyle takip ederler ve ölüsünü bularak yutarlar. Yılanların burun delikleri, ağız kapalıyken alt çenedeki hava borusunun üzerine geldiğinden ağızlarını açmadan solunum yaparlar. Avlarını yutarken ağız açık olduğundan burun deliklerinin hava borusuyla ilgisi kesilir. Böyle zamanlarda, vücutlarında bulunan hava torbalarındaki yedek havadan faydalanırlar. Çoğu yılanın sadece sağ akciğeri gelişmiş, diğeri adeta kaybolmuştur. Boa ve piton yılanlarında sol akciğerler küçüktür. İri avların yutulması uzun sürdüğü zaman ağız tabanında bulunan soluk borusunun girişi ağızdan dışarı çıkarılabilir. Bu özellik büyük hayvanları yemek için bir adaptasyondur, yılana ağız dolu olduğunda dahi nefes alma imkânı sağlamaktadır.

Yılanlar dış kulakları olmadığından uzun zaman sağır zannedilmiştir. Aslında çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan, üzerinde bulundukları toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini bile kolayca duyabilir. Yılanların bulunabildiği arâzilerden geçen bir insan, gürültülü ayak darbeleriyle yürüdüğünde hiçbir yılana rastlamaz. Bazı yılanların göz ve burunları arasında ince zarlı iki çukur bulunur. Bunlar, sıcak kanlı hayvanların vücutlarından yayılan ısı dalgalarını (infrared) tespit ederler. Bunların sayesinde avlarını karanlıkta bile bularak takip ederler.

Yılan zehiri av etini eritmeye yarayan kuvvetli bir sindirim sıvısıdır. Zehirsiz yılanlarda bile zehirli olan kuvvetli bir sindirim sıvısı vardır. Ağızlarına parmak sokulduğunda veya dişlendiğinde tükürüklerinden dolayı yanma ve şişme yapar. Dişleri sökülen zehirli yılanlarda dişler tekrar sürer. Yılanların renkleri ve boyları çeşitlidir. Zehirli yılanların başları üçgen ve kuyrukları küt olduğu söylenirse de bunlar kesin belirtiler olamaz. Her yılanı zehirli kabul ederek onlardan sakınmak gerekir.
Üreme
Yılanlar yumurtlayarak ürerler. Yumurtalardan ergine benzer yavrular çıkar. Bunlar hemen başlarının çevresine bakarlar. Boa, anakonda ve engereklerin çoğu yavrularını doğurur. Bunlar gerçek doğum değildir. Yumurtalar ana karnında gelişip açıldığından doğum gibi görülür. Buna “ovoviviparite” denir. Gebelik süresi 2 aydır.
vikipedi

 

Kamuflaj Uzmanları

 

Derin Mavinin en ilginç canlıları hiç şüphesiz Kamuflaj uzmanlarıdır. kıpırdamadan durduklarında onları ait oldukları doğadan ayırmak neredeyse imkansızdır. Hem beslenme ve hemde hayatlarını başka -tehlikeli canlılardan korumanın yolu ortama ayak uydurmak değil ortama gizlenmektir.

Deniz Tavşanı

 

Deniz tavşanları olağanüstü renklere sahip, kabuğu olmayan, son derece yumuşak bir bedene de sahip bir salyangoz türüdür. Her türlü saldırıya açık olmasına karşın çok az hayvan Deniz tavşanıyla beslenir.
Bu deniz salyangozu kuvvetli bir zehir taşıyan “ısırgan hücreleri”ne sahiptir. Hayvan, bu hücreler sayesinde düşmanlarından kolaylıkla korunur.
Hydroid adlı canlılarla beslenen Deniz tavşanı onları sindirim sisteminde öğütmek yerine koruyucu bir mukusla kaplanır ve ısırgan hücre olarak ona bir koruma sağlarlar.

familya: flabellinidae

Renk:Renkleri, pembeden parlak ve koyu menekşe rengine kadar değişir. Saydam uzantılarının içinde kırmızımsı yapılar bulunur. Uzantılarının uçları beyazımsıdır.
Yaşam alanı:Genellikle Eudendrium kolonileri üzerinde yaşarlar. Ayrıca fazla sert olmayan zeminlerde de görünürler. Çoğunlukla sığ sularda bulunurlar.
Tanımsal özellikleri:
·Genelde büyüklükleri 5cm’ye kadar çıkar.
·Vücutları çok incedir ve çoğunlukla üstünde gruplar halinde çok sayıda uzantı bulunur.
·Yaşadıkları Eudendrium kolonileri bu hayvanlara hem yuva hem de yumurtlamak için yer sağlar.
·Beslenme özellikleri:
·Üstünde yaşadıkları Eudendrium kolonileri onların en sevdiği yiyeceklerdir
·Bunun yanı sıra diğer omurgasızlarla da beslenirler.
scubailker.homestead.com

Deniz Kaplumbağası

 

Deniz kaplumbağası, denizlerde yaşar. Sırt tarafı kırmızımsı kahverengi alt tarafı ise beyazımsı açık sarı renklidir. Bacakları yüzmeye yarayacak şekilde kürek biçimi almıştır dış kenarlarında en fazla 2 tırnak bulunur. Yumurtalarını gece kumsallarda açtıkları çukurlara gömerler. Bir defasında 100 yumurta bırakabilir. Yavrular 2 aylık kuluçka döneminden sonra gece vakti yumurtadan çıkarak denize giderler. Nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için koruma altındadır.Akdeniz sahillerine yayılmıştır. En önemli yumurtlama bölgelerinden biri Köyceğiz Dalyan sahilidir. Bu arada kaplumbağaların soyunun tükenmesi yumurtlama kumsallarının işgali, avlanma ve ışık kirliliğinden kaynaklanır. Yavruları ışığı takip ederek karaya gelir. Yapay ışık kaynakları erginlerin yumurtlamasına engel teşkil ederken yavrular içinde yanlış yönelim etkenidir. Yanlış yönelim sonucu denize ulaşamayan yavruların kuruyarak ya da avcılarına yakalanarak ölme riski artar. Avlanmak da sayılarını azaltır.Türleri tehlikededir ve nesilleri tükenmektedir.
vikipedi

Kartal01

Kartal

Kartallar, atmacagiller (Accipitridae) familyasına üyedir. Kartal türleri çok geniş bir yelpazede dağılan yırtıcı kuşları kapsar.

Özellikleri

Kartallar genel olarak diğer uçan yırtıcılardan daha iri ve daha güçlüdürler ve kafa yapıları daha büyüktür. Diğer yırtıcı kuşlar gibi eğri gagaları, kaslı bacakları ve güçlü pençeleri vardır. Eğri gaga yapısı avlarının etlerini söküp almaya yardımcı olurken, kaslı bacakları ve kilitlenebilen pençeleri sayesinde kendilerinden daha ağır avları bile uçarak taşıyabilirler. Kartalların görme yetenekleri çok gelişmiştir. Yüksek irtifalarda süzülürken yeri tarayarak avlarını hissettirmeden tespit edebilirler. Gözbebeklerinin kafataslarına oranla çok büyük oluşu, gelişmiş görme yeteneklerinin anahtarıdır.Ayrıca kartallar diğer kuşlara göre çok daha yükseğe uçarlar.En yükseğe uçan kuşlar kartallardır. Genel yaşam alanları ormanlar ve dağlardır.

Yuvalarını yüksek kayalıklara ve uzun ağaçların üst kısımlarına yaparlar. Yuvaya bıraktıkları bir ya da birkaç yumurtanın kuluçka dönemi altı-sekiz hafta sürer. Kuluçkadan çıkan yavrulardan büyük olanı, genellikle diğer yavruyu öldürür. Anne ve baba ölümü durdurmak için herhangi bir müdahalede bulunmaz. Yavru yavaş gelişir ancak üç ilâ dört yaşına giren kartalların yetişkin tüyleri çıkar. Kaya kartallarının yaklaşık olarak kanat açıklığı 1,5 metreyi bulur.

Türleri

vikipedi

Sari Alinli  Amazon10

Sarı Alınlı amazon

Taklit yetenekleri ve konuşma özelliklerinin fazla olması nedeniyle çok kıymetli papağanlardır. Anavatanları Amerika kıtasıdır. Verilecek iyi bir eğitimle, harika bir arkadaş olabilirler.
Solunum yolları enfeksiyonuna çok hassastır. Bu nedenle alırken burun deliklerinin eşit olmasına ve, nefes almada zorluk olmamasına dikkat edilmesi gerekir. Ayrıca burun delikleri eşit boyutta ve akıntısız olmalıdır. Kafes ortamında yaşam süreleri 80-100 yıla kadar çıkabilir.
Beslenmede meyve ve yeşil gıdaların yanında, kaliteli tohum karışımları kullanılmalıdır.
Ortalama boyu 35-37 cm.dir. cinsiyet tayininde bilimsel yöntemler kullanılmalıdır.

papaganim.net

Cizgili lori11

Mavi Çizgili Lori

Mavi Çizgili Lori latincede “Eos reticulata” olarak bilinir.Boyları 30cm civarındadır. ortalama Ömürleri 35 Yıl civarındadır. Orta düzeyde konuşma yeteneğine ve oldukça canlı renklere sahip olan bu türün meyve bazlı beslenmesi nedeniyle bakımı oldukça zordur.

Sumru17

Sumru

Sumrugiller (Sternidae), yağmur kuşları takımına ait bir familyadır.

Tüm dünyada yayılış gösterirler. Kıyılar ve iç sular bulundukları yerlerdir. Aniden dalış yaparak besinlerini yakalarlar.

vikipedi