SÜRÜNGEN

Molok

Boyu 15 cm. kadar olan bu sürüngen eski bir efsane canavarı görünüşündedir. Bir adı da dikenli molok tur. Bununla birlikte, zararsız ve savunmasızdır. Geniş ve yayvan olan bedeni dikenlerle doludur. Başının iki yanında bir boynuz gibi duran ve ötekilerden daha güçlü iki diken bulunur. Molok, yaşayabilmek için çöle çok iyi uyum sağlamıştır. Sabahın erken saatlerinde dikenlerinin üstünde oluşan çiy taneleri buradan ağzına kayarlar. Böylece su arama zahmetine katlanmadan haftalarca yaşayabilir. Sıcaktan korunmak için kendini kumlara gömer. En çok karıncalarla beslenir. Duruma göre tıpkı bukalemun gibi renk değiştirir.

Basilisk, Su Üstünde Yürüyen Kertenkele,

Suda yürüyen kertenkele saniyede 20 adım atarak suyun üstünde çılgınca koşar. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlar. Böylelikle ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengelerler. Kertenkelenin ayakları suyu ittiğinde, bir hava baloncuğu oluşturarak fazladan destek sağlar ve diğer ayağın dönüşünü tamamlayıp suya değmesi için zaman kazandırır. Ağırlık ikinci ayağa aktarılırken kertenkele, baloncuk yok olmadan önce birinci ayağını sudan çeker. Hava baloncuğu çok önemlidir, çünkü ayağı doğrudan suya değecek olsa, kertenkele suya düşebilir. Ayrıca kertenkelenin hareketi insanla kıyaslandığında, insanın bu hareketi gerçekleştirebilmesi için saniyede 30 m. koşması ve azami kas esnemesinin 15 katı bir esneme yapması gerekir ki, bu olanaksızdır.
populerbilgi.com

O bir yılan değil!!

Anguis Fragilis (Yılan Kertenkele)

Genel Özellikler: Genel görünümleri yılana benzediğinden dolayı “yılanımsı kertenkele” denir. Ama gözkapaklarının olmamasıyla yılanlardan kolayca ayrılabilirler. Sırt bölgesinin rengi genel olarak grimsi kahverengi kırmızımsı ya da sarımsı olabilir. Vücudu örten pulların alt tabakası kemi olduğundan parlak görünüşlü olurlar ve bu durum onların yılanlar kadar hızlı hareket etmesini engeller. Sırtta ayrıca boylamasına uzanan ince siyah bir şerit bulunur. Yaşlı erkeklerin mavi benekleri de olabilir.

Vücudun yan tarafları kırmızımsı kahverengi ya da siyahımsı olabilir. Karın bölgesi grimsi olur. Ovovivipardırlar. Yani yavru annede yumurtanın içinde gelişir ama anneden besin almadan. Anne sadece yumurtayı taşımış oluyor. Dişiler bir defada 5-26 kadar yarı gelişmiş yavru doğurabilirler. Yavrular bir kese içinde dışarıya bırakılırlar. Eylül’den Nisan ayına kadar olan zamanda kış uykusuna yatarlar. Genel olarak böcekler ve yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Kuyrukları vücudun 2/3’ü kadar olur. Boyları 50 cm kadar olabilir. İnsanları ısırmazlar.
Habitat: Kısa boylu bitkilerin olduğu yerlerde çayırlıklarda ormanlık yerlerde taşların altında ya da yumuşak toprağın içinde yaşarlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.
Türkiye’deki Dağılım: İç Anadolu’nun kuzeyinde Marmara Bölgesinde ve Karadeniz sahillerinde habitatın uygun olduğu yerlerde yaşarlar.

Ophisaurus Apodus(Oluklu Kerkenkele)

Genel Özellikler: Bacakları olmayan bu kertenkeleye “oluklu” denmesinin nedeni vücutlarının her iki yanında baştan başlayıp kuyruğun sonuna kadar devam eden olukların bulunması. Yapı olarak yılana çok benzerler. Sırt bölgesinin rengi genel olarak açık gri ve tonlarında olur. Sırtta ayrıca siyah ya da kahverengi zikzak yapan benekleri bulunur. Karın bölgesi beyazımsı gri olur.

Yaşlandıkça sırt rengi bakır kırmızısına döner. Dişiler bir defada 6-10 kadar yumurta bırakabilirler. Kısa süreli kış uykusuna yatarlar. Genel olarak böcekler çekirgeler ve salyangoz gibi yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Çok hızlı hareket edebilirler. Boyları 140 cm kadar olabilir.
Habitat: Bitkisi çok olan taşlık yerlerde çalılıklarda yamaçlarda yaşarlar. Kemirici yuvalarında taşların altında daha fazla bulunurlar. Yüksekliği 2000 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye’deki Dağılım: Doğu Anadolu Batı Anadolu Karadeniz bölgesi ve Trakya’da habitatın uygun olduğu yerlerde yaşarlar.
Blanus Strauchi(Kör Kertenkele)

Genel Özellikler: Toprak altında yaşadığından dolayı gözleri körelmiş ve üzeri bir deriyle kaplanmış. Bundan dolayı “kör kertenkele” denmekte. Sırt bölgesinin rengi genel olarak kırmızımsı kahverengi ve bu rengin tonlarında olur. Karın bölgesi sırta göre biraz daha açık renkli. Vücudun yan taraflarında oluk gibi girinti bulunur. Genel olarak böcekler çekirgeler ve salyangoz gibi yumuşak vücutlu küçük omurgasız hayvanlarla beslenirler. Boyları 20 cm (en fazla 25 cm) kadar olabilir.

Habitat: Toprak içinde ve taş altlarında yaşarlar. Yüksekliği 1400 metreye kadar olan yerlerde bulunabilirler.

Türkiye’deki Dağılım: Batı Anadolu’nun güneyi (İzmir Muğla Aydın) Akdeniz Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ) habitatın uygun olduğu yerlerde bulunurlar.
gencmekan.com

Piton

Engerek

Deniz Yılanı

Boynuzlu Yılan

Boa Yılanı

Anakonda

Yılan

Timsah

 

Timsahlar (Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir takım. Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae (Gavyaller)’dir.

Crocodilia takımı, Kretase döneminin sonlarında, yaklaşık 84 milyon yıl önce ortaya çıkmış iri sürüngenlerdir. Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun[1] yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun[1] üyelerindendir.
Konu başlıkları

* 1 Kökenbilim
* 2 Fizyoloji ve biyoloji
* 3 Avlanma ve beslenme
* 4 Üreme
* 5 Coğrafi dağılım
* 6 Yaşam


Kökenbilim

Timsah sözcüğü köken olarak Arapça bir sözcüktür.Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, Basmıllar, Oğuzlar, Karluklar, Türgeşler, Hazarlar, Göktürkler, Uygurlar, Tuna Bulgarları, Kimekler timsaha Alavan demişlerdir. Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat’ta 1072 – 1074 yılları arasında yazılan Türkçe – Arapça sözlük olan Divânu Lügati’t-Türk’te timsahın Türkçe karşılığı Alavan olarak geçer.
Fizyoloji ve biyoloji
Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür.
Avlanma ve beslenme

Balık, kuş ve suya gelen memelilerle beslenirler. İnsanlara da saldıranları vardır. Avlarını güçlü çeneleri arasına sıkıştırıp suya çekerek boğarlar. Dişlerini avlarını parçalamada kullanırlar. Çiğnemeden parçalar halinde yutarlar. Sindirim için çakıl ve taş da yutarlar. Sonra dişlerinin arasındaki artıkları dışarı çıkarırlar. Taze etin sindirimi zor olduğu için bazı türler avlarını gömerek çürümelerini bekler.

Gözleri üç perdelidir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Ağız gerisinde bulunan bir kıvrımı damaklarına yapıştırarak soluk ve yemek borularını birbirinden ayırabildiklerinden su altında bile ısırıp yiyebilirler. Konik yapılı dişler aşındıkça yenileri sürer. Derilerinden bavul, çanta iskarpin yapılır. Bu bakımdan bol miktarda avlanırlar.

Yürekleri dört gözlüdür. Aort kökleri Panizza kanalı vasıtasıyla birleştiklerinden vücutlarında kirli kan dolaşır. Diğer sürüngenler gibi soğukkanlı hayvanlardır. Vücut ısıları çevre ısısına göre değişir.
Üreme

Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür. Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazan sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.
Coğrafi dağılım

Timsahlara çoğunlukla Amerika, Afrika, Madagaskar, Güney ve Doğu Asya ile Orta Avustralya’da rastlanmaktadır. Tuzlu sularda yaşayanları da vardır. Nil timsahının anayurdu Nil Nehri olduğundan bu adla anılır. Eski Mısırlılar bunlardan korkar ve mukaddes sayarlardı. Bugün Nil kıyılarında bu timsahlar kalmamıştır. Madagaskar’da mevcuttur. Uzunluğu 7 metreye ulaşabilir. Bu timsahlar 1500 kg ye kadar ulaşabilirler. Bunların eskiden yaşamış onlarından bir tanesinin fosilinin boyu 15 metre civarında tahminen de 4000 kg kadardı.
Yaşam

Timsahlar insanlara da saldırabilir. Amerikan timsahının (Crocodylus acutus) boyu 50 cm – 3.8 m arasında değişir. 4 metre olanları da vurulmuştur. Ağırlık olarak da 2000 kg a kadar ulaşabilirler. Denizde de yaşayabilir ve insan için tehlikelidir. Hindistan ve Sri Lanka’da yaygın olan Hint timsahı tatlı suda yaşar. Uzunluğu 5 metre kadar olabilir. Çoğunlukla balıkla beslenir. İnsana nadir saldırır. ABD’nin güneydoğusundaki bataklık, göl ve ırmaklarda yaşayan Amerika aligatorunun (Alligator misisipiensis) derileri ayakkabı ve valiz yapımında değerli sayılır. En çok Florida bataklıklarında yaşar. Üreme dönemlerinde avlanmaları yasaklanmıştır. Boyları 3-4 metreye ulaşabilir. Timsahlar yok edilmediği takdirde uzun süre yaşayabilmektedir. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanlar vardır. Bazı kuşlar timsahların açık ağızlarının arasına çekinmeden girerek artık etleri ve damağa yapışmış sülükleri yerler. Timsahlarla bu kuşlar arasında adeta ortak bir yaşama göze çarpar. Tehlike anında timsahları çığlıklarıyla uyarırlar.
vikipedi

Semender

 

Semendergiller (Salamandridae). Yaşadığı yerler: Çoğunun erginleri karada, larvaları suda barınır. Alp semenderi devamlı karada yaşar. Özellikleri: Şeklen kertenkeleye benzer, fakat derileri çıplak ve yumuşaktır. Boyları 5 cm’den 1,5 metreye kadar olabilir. Kurtçuk ve böcek

…Tümünü okumak için linke tıklayınız.
larvalarını avlayarak geçinir. Ömrü:
Larva (Latince; çoğul larvae), özellikle aşağı omurgalıların ve böceklerin embriyonik gelişimi sırasında görülen yapı. Döllenmiş yumurtanın olusmasından (ya da bazı canlılarda, dışarı atılmasından) koryon zarının çatlamasına kadar geçen gelişim evresi.
…Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Büyük Japon semenderi (Andrias japonicus) 50 yıldan fazla yaşar. Çeşitleri: Yüzlerce türü vardır.

Amfibyumlar (iki yaşayışlılar) sınıfının semendergiller (Salamandridae) familyasından kertenkeleye benzer hayvanlara verilen genel ad. Hepsinin kuyruğu vardır. Dünyânın birçok yerinde rastlanır. Nehirlerde, göllerde, yeraltı sularında, taş ve yosunlar arasında ve rutûbetli yerlerde yaşar. Şekilleri kertenkeleye benzerse de, tamâmen kertenkelelerden farklıdır. Yumuşak derileri pulsuzdur ve parmaklarında tırnak bulunmaz. Kertenkelelerin ise derileri pullu ve parmakları tırnaklıdır. Normal olarak semenderlerin ön ayaklarında dört, arka ayaklarında beş parmak bulunur. Ayaksız türleri de vardır.

Semenderlerde deri solunumu güçlüdür. Nemli derilerinin altları kılcal damar bakımından zengindir. Oksijeni derileriyle doğrudan doğruya alabilirler. Çoğunlukla tatlı sularda yumurtlarlar. Çıkan larvalar belli bir dönem solungaç solunumu yapar, sonra akciğer solunumuna geçerek karaya çıkarlar. Üreme dönemlerinde yumurtlamak için tekrar suya dönerler. Bâzı türleriyse devamlı suda yaşarlar. Alp semenderi gibi yüksek kısımlarda bulunanlar, devamlı karada yaşarlar. Böyle kara hayâtına uyanların larva dönemi ana karnında geçirilir. Ergine benzer yavrular doğururlar. Semenderlerin gerek larvaları, gerekse erginlerinde dâima diş bulunur. Kuyruk veya ayakları koptuğu takdirde yenisi sürer.

Avustralya’da semender bulunmaz. Parlak nemli derilerinde mukus bezleri vardır. Bâzılarında deri tarafından zehir salgılanır. Bu özellik onların düşmanları tarafından yenmesini önler. Akciğerli semenderlerin, akciğerleri pek iyi gelişmemiştir. Deri solunumu akciğerlere yardımcıdır. Bâzı çeşitlerde akciğerler yok gibidir. Ağız mukozası ve dış derileri ile solunurlar. Ağız ve yutakları kılcal damarlarla zenginleştiğinden, oksijen osmozla (geçişmeyle) rahatça kana geçer.

Boyları 5 cm’den 1,5 metreye kadar değişen yüzlerce semender türü vardır. Büyük boylu olanlardan biri, Amerikan nehirlerinin çamurlu diplerinde yaşayan, saçak solungaçlı “su köpeği” (water dog) veya “çamur enceği” (mud puppy) adıyla bilinen çamur semenderi(Necturus) 60 cm boyundadır. Ergin olunca da solungaçlarını muhâfaza eder. Bâzan gece avlanan balıkçıların oltalarına takılarak saf balıkçıları ürkütür. Zehirli derisi zararsızdır.

Gündüzleri sudaki kayaların altında saklanarak veya akarsuyun dip çamurlarına gömülerek dinlenir. Geceleriyse karides, solucan ve böcek larvaları bulmak için çıkar. Avını yakalayınca kuvvetlice ısırarak yutar. Bir çift koyu kırmızı, saçaklı solungaçları başının dibinde ön bacaklarının önünde yer alır. Suda yavaşça ileri geri dalgalanırlar. Çin ve Japonya’nın dağ akarsularında yaşayan “Japon dev semenderi” 1.5 metre boyuna ulaşır.

Semender

Semender
Mexico şehri yakınlarındaki tatlı su göllerinde, solungaçlarıyla devamlı solunum yapan bir semender yaşar. Meksikalılar ona “Axolotl” adını verirler. Çoğunlukla koyu kahverengidir. Bâzan albino (renksiz) da olabilir. O bütün hayâtı boyunca larva olarak kalır. Çünkü bulunduğu ortam iyotça fakirdir. Larval dönemde olduğu halde yumurtlayarak üreyebilir. İyot eksikliği onların metamorfozunu, başkalaşımını engeller. Fakat süreleri dolduğu zaman cinsel olgunluğa erişirler. Axolotl larval dönemde cinsel olgunluğa erişen yumurta ve sperm üreten nâdir örneklerden biridir.

Amerika’nın birçok yerindeyse akciğer solunumu yapan, bir başka semender yaşar. Koyu kahverengi sırtında parlak sarı lekeler bulunduğundan, “kaplan semender” adını alır. Zoologlar, Axolotl ile kaplan semenderi; uzun yıllar ayrı türler olarak kabul ettiler. Sonraki araştırmalar genç Axolotların tiroit bezi özüle beslendikleri vakit kaplan semendere dönüştüklerini gösterdi. İki hayvan aynı türdür. Axolotl, kaplan semenderin erginleşmemiş şeklidir. Bâzı bölgelerde tiroit eksikliğinden dolayı larva solungaçlarını akciğerlere dönüştüremez. Larvanın gıdâsına eklenen tiroit özü ve genler metamorfozun larva şeklinden kaplan semendere tamamlanmasını sağlar.

Hiç ergine dönüşmeyen başka semenderler de vardır. Bunlardan Amerika sularında yaşayan “deniz kızı semenderi”(Siren) 90 cm uzunluktadır ve art ayakları yoktur. Solungaç solunumu yapar.

Beyazımsı veya sarımtrak vücutludur. Solungaçları kırmızı kan rengindedir. Boyu en çok 25 cm olur. Solucan, su pireleri ve küçük balıklarla beslenir. Erginleşince gözleri örtülerek kaybolur. Çok gelişmiş koku alma duyusu vardır. Fen adamları onun canlı bir fosil olduğunu söylerler.

Amerika’nın doğu kesimlerinde yaşayan “benekli semender” yaklaşık 10 cm boyundadır. “Newt” olarak da bilinir. Genellikle mayısta sudaki yumurtalardan çıkan larvalar yeşil renkli ve sarı çizgilidir. 2-3 ay sonra solungaçlarını kaybederek sudan ayrılır. Akciğerli kara hayâtı dönemine başlar. Üç yıl kadar kara hayâtı yaşar. Bu zamanda sırtları kırmızıdır ve siyah halkalı kırmızı lekeler taşır. Üçüncü yılın sonunda yeniden renk değiştirerek karnı sarıya, sırtı koyu yeşile döner. Sırtında kırmızı lekeler yine vardır. Ancak önceki dönemde yuvarlak olan kuyruğu genişleyerek yüzgeç hâlini alır. Böylece ergin hâle gelen havyan tekrar suya geri döner ve su hayâtına yeniden başlar. Bu devre kesin biçimde suya dönüştür. Su altında derisiyle, su yüzündeyse akciğerleriyle solur.

Bâzı semenderlerin erkekleri, üreme döneminde daha canlı renklere bürünür ve sırtları boyunca tarağa benzeyen bir saçak meydana gelir. Dişiler bundan mahrumdur. Kütükler arasında barınan semenderlere halk arasında “ateş semenderi” de denir. Kütük ateşe atıldığında, içinde bulunan semender can havliyle dışarı fırlar. Bu durum semenderin ateşten çıktığı intibâını verir. Avrupa ateş semenderi suda hantaldır ve muhtemelen boğulabilir. Bunun için yumurtalarını sığ sulara döker.
turkcebilgi.com

Kurbağa

 

Kurbağalar – İki yaşamlılar (Amphibia) sınıfındaki türlerin %88’ini oluşturan hayvanlardır

* Sınıf : İki yaşamlılar – Amfibyumlar

* Alt sınıf : Lissamphibia

* Takım : Anura (Kuyruksuz kurbağalar)
* Takım : Caudata (Urodela) (Kuyruklu kurbağalar)
* Takım : Gymnophiona (Bacaksız kurbağalar)

Kuyruksuz kurbağalar
(Anura), Yunanca’daki “yokluk” ön eki olan “an-” ile yine Yunanca’da “kuyruk” anlamına gelen “oura” sözcüklerinden türetilmiş bir terimdir ve “kuyruksuz” demektir.

Erişkinlerinin uzun arka bacaklar, tıknaz gövde, araları zarlı parmaklar, çıkık gözler ve kuyruksuzluk gibi özellikleri bulunan kurbağaların büyük çoğunluğu yarı sucul bir yaşam sürer ama tırmanarak ya da zıplayarak karada da rahatça hareket edebilirler. yumurta ile çoğalırlar. Yumurtalarını tipik olarak su birikintileri, gölcük ya da göllere bırakan kurbağaların iribaş adı verilen ve suda gelişen larvalarında ön ve arka bacaklar yokken, su içinde soluyabilmek için solungaçlar ve yüzebilmek için yüzgeçli kuyruk vardır. Çoğunluğu otçul olan ve solungaçlarından süzülen alglerle beslenen iribaşlardan başkalaşan erişkin kurbağalar, sıklıkla eklem bacaklıları, karından bacaklıları ve halkalı solucanları içeren etçil bir yaşam sürerler.

Özellikle çiftleşme döneminde belirginleşen ve halk arasında “vıraklama” olarak anılan seslenişleriyle dikkat çeken kurbağalar, ekvatordan kutup altı bölgelere kadar olan, geniş bir yayılım alanında bulunurlar. Çoğunluğu tropik yağmur ormanlarında olmak üzere, toplam 33 familyaya dağılmış yaklaşık 5250 türü bulunan bu canlılar, çeşitliliği en fazla olan omurgalılardandır. Ancak, kimi kurbağa türlerinin giderek azalan sayıları da dikkat çekmektedir. Kurbağalar yazın toprağın altında kurur.

Kuyruklu kurbağalar
, iki yaşamlıların yaklaşık 500 türünün ortak adıdır.Vücutları uzunlamasına ve uzun kuyrukludurlar. Nesli tükenmemiş olanlar Urodela olarak gruplandırılırken bilinen tüm fosil kalıntıları ve nesli tükenmiş türleri ile beraber Caudata adı altında gruplandırılırlar
vikipedi

Komodo Ejderi

 

Komodo ejderi (Varanus komodoensis) , dünyanın en büyük kertenkele çeşididir. Komodo ejderi 3 m. boyunda uzunluğunda ve 140 kilo civarındadırlar. Adına ejder denilmesine karşın aslında bir varan çeşididirler.

Endonezya’ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Otlak alanları tercih ederler. Komodo ejderleri iyi yüzer ve tırmanırlar ve gün boyunca aktiftirler. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Başlıca besinleri hayvan leşleridir. Aynı zamanda geyikleri ve yaban domuzu da avlarlar. Komodo ejderleri manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Salyasında çoğu tehlikeli 50’den fazla çeşit bakteri bulunur. Yemeklerinden geriye hiç bir şey bırakmazlar. Dişileri her yıl on beş civarında yumurta yaparlar. Onları yere gömüp, kuluçkaya yatarlar. Komodo ejderleri 1912 yılında Komodo adasındaki araştırmalara kadar doğal çevreleri dışında bilinmiyordu. Uzunluklarının 7 metrenin üzerine çıktığı iddia ediliyordu, fakat bilinen en büyük örnek, 3,50 metre boyunda ve 166 kg. ağırlığındadır.

Komodo Ejderi’nin ısırığında yılana benzer bir zehir bulunur. Bu zehir kurbanlarını şoka sokar, kanın pıhtılaşmasını engeller, kan akışının hızlanmasına, böylelikle kan basıncının düşmesine ve bilincinin kapanmasına neden olur. Ayrıca Komodo Ejderi avını ısırdıktan sonra hemen yemeyebilir, avı zaten girdiği şok sonucu öleceğinden daha sonra geri dönüp beslenebilir.

Komodo ejderi, memelilerle beslenmesi ve sık sık insanlara da saldırmasıyla tanınıyor.

Aynı zamanda dişi komodo ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluştaracak bir kısım bulunur ve bu kısım zor durumlarda kullanılarak dişinin kendi kendine üremesini sağlar.
vikipedi